AGT PassGate Başarı Hikayesi

 

Dünya’nın önde gelen MDF bazlı ahşap üreticilerinden olan ve yaklaşık 1500 çalışanı ile ihracat odaklı süreçler yürüten AGT, dijital dönüşüm yolculuğuna hız kesmeden devam ediyor. PassGate bu dönüşüm yolculuğunda Bilgi Teknolojileri ekiplerinin iş yükünü azaltırken çalışanlara kesintisiz parola ve hesap yönetimi deneyimi sunuyor.

 

AGT’nin PassGate deneyimini ele aldığımız bu başarı hikayesinde AGT BT Grup Müdürü Mesut Can, BT ekiplerinin yılda 17.000’e yakın talep kapattığını ve bunların arasında parola talebinin olmadığının vurgusunu yapıyor.

 

Hikayenin devamında güçlü bir üretim yapısına sahip bir kurumun parola yönetimi süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü ve IT operasyonlarında nasıl verimlilik sağladığını birlikte keşfediyoruz.

 

Bu videoda:

 

  • AGT’nin dijital dönüşüm yolculuğunu ve PassGate’in bu dönüşümdeki katkısını,
  • PassGate’in BT ekiplerinin verimliliğindeki etkisi ve elde edilen kazanımları,
  • Çalışanların PassGate deneyimini ele alıyoruz.

 

PassGate ile;

  • Çalışanlar BT ekiplerine ihtiyaç duymadan parolalarını kolayca sıfırlayabilir.
  • IT ekiplerinin destek yükü azalır.
  • Güvenli ve merkezi bir parola yönetimi sağlanır.
  • Kurum genelinde sürdürülebilir bir güvenlik altyapısı oluşturulur.

 

PassGate hakkında detaylı bilgi almak ve demo talep etmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

🎯https://www.passgate.io/tr/
🌐https://peakup.org/
📩contact@passgate.io

Microsoft 365 E7: Kurumsal Yapay Zekayı Pilot Aşamasından Üretime Taşıyan Lisans Katmanı

Kurumsal dünyada yapay zeka artık “deneyelim, bakalım ne oluyor” seviyesini çoktan geride bıraktı. Bugün birçok kurum Copilot, özel AI ajanları ve otomasyon senaryolarını gerçek iş süreçlerine entegre etmeye çalışıyor. Tam da bu noktada devreye giren Microsoft 365 E7, yapay zekayı güvenli, ölçeklenebilir ve denetlenebilir şekilde üretim ortamına taşıyan yeni nesil kurumsal lisans katmanı olarak konumlanıyor.

 

Bu yazımızda Microsoft 365 E7 nedir, E5’ten farkı ne, hangi bileşenleri birleştiriyor ve hangi kurumlar için gerçekten anlamlıdır sorularını detaylı  şekilde ele alacağız.

 

Microsoft 365 E7 Nedir?

Microsoft 365 E7, yalnızca “Office uygulamaları + güvenlik” paketi değil; kurumsal üretken yapay zeka ve AI ajan yönetişimi için tasarlanmış bütünleşik bir lisans katmanıdır. Klasik “kullanıcı + uygulama” odaklı lisanslama yaklaşımını bir adım ileri taşıyarak, insan liderliğinde, ajan destekli bir çalışma modelini mümkün kılar.

Basitçe ifade etmek gerekirse:

  • E3/E5: Kullanıcıların verimli ve güvenli şekilde çalışması için temel üretkenlik ve güvenlik katmanı,
  • E7: Buna ek olarak, Copilot ve AI ajanlarının kurumsal ölçekte güvenli, izlenebilir ve yönetilebilir biçimde çalışması için tasarlanmış AI işletim katmanı.

Böylece yapay zeka, sadece içerik üreten bir “akıllı asistan” olmaktan çıkıp; kurumsal süreçlerde aksiyon alabilen, politikalarla sınırları tanımlanabilen, kimliği ve yetkileri yönetilebilen bir aktöre dönüşüyor.

Microsoft 365 E7 Hangi Bileşenleri Birleştiriyor? Microsoft 365 E7’nin en önemli farkı, daha önce ayrı ayrı lisanslanan ve parçalı şekilde yönetilen kritik bileşenleri tek bir yönetişim çatısı altında toplamasıdır. Bu birleşik yapı sayesinde hem IT hem de iş birimleri için daha tutarlı bir kurumsal AI mimarisi ortaya çıkar.

E7 kapsamındaki temel bileşenleri şöyle özetleyebiliriz:

  1. Microsoft 365 E5: Kurumsal Temel Microsoft 365 E5, üretkenlik, güvenlik ve uyumluluk için uzun süredir birçok kurumsal yapının standart katmanı durumunda. E5 ile kurumlar:
  • Teams, Outlook, Word, Excel, PowerPoint gibi üretkenlik araçlarını,
  • Gelişmiş güvenlik yeteneklerini (Defender, DLP, Threat Protection),
  • Uyumluluk ve denetim özelliklerini tek bir kurumsal çatı altında kullanabiliyor.

E7, bu güçlü temeli alıp üzerine AI ajan yönetişimi katmanı ekliyor.

  1. Microsoft 365 Copilot: Yerleşik Üretken Yapay Zeka Microsoft 365 Copilot, bugün birçok kurumun yapay zeka ile ilk tanışma noktası. Word, Excel, PowerPoint, Outlook ve Teams içinde:
  • Metin üretme,
  • Özetleme,
  • Veri analizi (örneğin Excel’de formül/analiz önerileri),
  • Sunum taslakları oluşturma,
  • E-posta içgörüleri çıkarma gibi görevleri hızlandıran üretken yapay zeka yetenekleri sunuyor.

E7, Copilot’u sadece “ekstra bir lisans” olarak görmek yerine, onu kurumsal AI işletim modelinin organik bir parçası haline getiriyor. Yani Copilot’un kimlere, hangi kapsamda, hangi veri setlerine erişerek çalışacağı; E7 çatısı altında daha net tanımlanabiliyor.

  1. Microsoft Entra Suite: Zero Trust Kimlik ve Erişim Yönetimi Kurumsal AI stratejisinde en kritik başlıklardan biri, kimlik ve erişim yönetimi. Çünkü:
  • Hangi kullanıcı,
  • Hangi AI ajanı,
  • Hangi veri kaynağına,
  • Hangi koşullarda erişebiliyor soruları hem güvenlik hem uyumluluk açısından belirleyici.

Microsoft Entra Suite ile:

  • Zero Trust mimarisine uygun kimlik ve erişim yönetimi,
  • Koşullu erişim politikaları,
  • Dış kimlikler ve B2B senaryoları,
  • Rol tabanlı erişim kontrolleri (RBAC)

kurumsal AI stratejisinin temel taşı haline geliyor. E7, Entra Suite’i doğrudan bu resme yerleştirerek, AI ajanlarının da kimlik ve erişim politikalarına tabi olmasını sağlıyor.

  1. Microsoft Agent 365: AI Ajan Yönetişimi ve Görünürlük E7’yi E5’ten ayıran asıl katman ise Microsoft Agent 365. Kurumların günümüzde sadece Copilot değil, farklı iş birimlerine yayılan pek çok AI ajanı kullanmaya başladığını görüyoruz. Örneğin:
  • Satış için fırsat önceliklendirme ajanı,
  • IT için olay yönetimi ajanı,
  • HR için çalışan deneyimi/SSS ajanı,
  • Finans için tahsilat ve risk takibi ajanı.

Bu ajanların:

  • Nerede çalıştığı,
  • Hangi veri kaynaklarına eriştiği,
  • Hangi aksiyonları aldığı,
  • Hangi kullanıcılar adına işlem yaptığı gibi sorulara net yanıt verilemediğinde, kurumsal risk hızla yükseliyor.

Microsoft Agent 365, işte bu noktada devreye girerek:

  • AI ajanları için merkezi görünürlük,
  • Güvenlik, yetki ve politika yönetimi,
  • İzlenebilirlik ve audit (kim, ne zaman, ne yaptı?),
  • Yaşam döngüsü ve versiyon yönetimi gibi yetenekleri tek merkezden sunuyor.

Microsoft 365 E7’nin E5’ten Farkı Nedir? Bugün birçok kurumun aklındaki temel soru şu: “Zaten E5 kullanıyoruz, neden E7’ye ihtiyaç duyalım?”

Bu farkı netleştirmek için iki katmanı karşılaştıralım:

  • E5: Kullanıcı ve veri güvenliği odaklıdır.
    Kullanıcıların ve verinin korunması, tehditlere karşı savunma ve uyumluluk gereksinimlerinin karşılanması üzerine kuruludur.
  • E7: Kullanıcı + veri + AI ajan yönetişimi odaklıdır.
    E5’in sağladığı güvenlik ve uyumluluk çerçevesini, kurumsal AI ajanlarını da içine alacak şekilde genişletir. Yani sadece insanlar ve dosyalar değil; organizasyon içindeki yapay zeka ajanları da yönetilen, politikalarla yönlendirilen, denetlenebilir varlıklar haline gelir.

Özellikle:

  • Copilot kullanımı pilot aşamadan ölçekli kullanıma geçiyorsa,
  • Farklı iş birimlerinde senaryoya özel AI ajanları devreye alınıyorsa,
  • AI ajanlarının iş süreçlerinde gerçek aksiyon aldığı (bilet açma, mail gönderme, kayıt güncelleme vb.) senaryolar planlanıyorsa,

E7, bu resme “güvenlik + yönetişim + görünürlük” katmanını ekler.

Microsoft 365 E7 Kurumlara Ne Sağlar? Microsoft 365 E7’yi yalnızca teknik bir lisans değişimi olarak görmek eksik olur. Aslında E7, kurumlara yeni bir kurumsal AI işletim modeli önerir. Öne çıkan kazanımlar şöyle özetlenebilir:

  1. AI’ı Pilot Aşamasından Üretim Ortamına Taşıma Birçok kurum Copilot ve AI ajanlarını sınırlı kullanıcı gruplarıyla pilot denemelerde test ediyor. Ancak gerçek değer, bu yeteneklerin:
  • CRM,
  • ERP,
  • İnsan kaynakları,
  • Operasyon uygulamaları, gibi kritik sistemlerle entegre edilip, üretim ortamında ölçeklenmesiyle ortaya çıkıyor.

E7, bu geçişi yaparken güvenlik, kimlik, veri erişimi ve yönetişim konularını bütüncül şekilde ele almanızı sağlar.

  1. AI Ajanları İçin Merkezî Görünürlük ve Denetim Kurumsal AI mimarisi büyüdükçe şu sorular kritikleşiyor:
  • Hangi ajanlar aktif?
  • Hangi ajan hangi veriyi tüketiyor?
  • Kullanıcılar adına hangi aksiyonları alıyorlar?
  • Bir hata ya da risk durumunda bunu nasıl tespit ediyoruz?

Microsoft Agent 365 ve Entra ile, E7 lisansı bu sorulara somut cevap verecek görünürlük ve kontrol mekanizmalarını sağlar.

  1. Güvenlik, Kimlik ve Uyumluluğu AI Stratejisinin Kalbine Yerleştirme Yapay zeka projelerinin birçoğu teknik açıdan heyecan verici olsa da, güvenlik ve uyumluluk süreçleri net tanımlanmadığında yönetim desteği almak, regülatör beklentilerini karşılamak zorlaşır.

E7 sayesinde:

  • Zero Trust prensiplerine uygun kimlik ve erişim modeli,
  • AI ajanları için politikalar ve yetki sınırları,
  • Denetim logları ve izlenebilirlik kurumsal AI stratejisinin doğal bir parçası haline gelir.
  1. IT, Güvenlik ve İş Birimleri İçin Ortak Dil E7, sadece IT ve güvenlik ekiplerine yeni yetenekler sunmaz; aynı zamanda iş birimlerinin de AI projelerini daha net bir çerçevede kurgulamasına yardımcı olur. Çünkü:
  • İş birimi, “şu süreci AI ajanıyla otomatize etmek istiyorum” derken,
  • IT, “bunu hangi veri kaynaklarına bağlayacağız, kim erişecek, nasıl yönetilecek?” sorularını sorar,
  • Güvenlik ise “risk, uyumluluk, denetim” tarafını düşünür.

Microsoft 365 E7, bu üç tarafın da ihtiyaç duyduğu temel bileşenleri tek lisans modelinde buluşturarak ortak bir yönetişim zemini oluşturur.

Kimler İçin Microsoft 365 E7 Anlamlı? Her kurumun bugün E7’ye geçmesi gerekmeyebilir. Ancak aşağıdaki sorulara “evet” diyorsanız, E7 stratejik olarak değerlendirilmesi gereken bir seçenek haline gelir:

  • Copilot kullanımınızı sınırlı pilot gruplardan çıkarıp, kurumsal ölçeğe taşımayı planlıyor musunuz?
  • Farklı departmanlarda (satış, pazarlama, finans, operasyon, HR) ajan tabanlı otomasyon ve AI senaryoları devreye almaya başladınız mı?
  • AI ajanlarının:
    • Hangi sistemlere bağlandığını,
    • Hangi verileri kullandığını,
    • Hangi aksiyonları aldığını politika tabanlı, izlenebilir ve denetlenebilir şekilde yönetmek istiyor musunuz?
  • Güvenlik, kimlik ve uyumluluk, AI stratejinizin merkezinde mi konumlanmalı?

Eğer bu başlıklar ajandanızda yer alıyorsa, Microsoft 365 E7’yi yalnızca “yeni bir lisans” değil, kurumsal AI dönüşümünde kaldıraç olacak bir işletim katmanı olarak düşünmek doğru olacaktır.

Sonuç: Microsoft 365 E7 ile Kurumsal AI İçin Yeni İşletim Modeli Özetlemek gerekirse, Microsoft 365 E7:

  • Copilot, Entra Suite, Agent 365 ve E5’i tek bir çatı altında birleştirerek,
  • Yapay zekayı “ek lisans” olmaktan çıkarıp,
  • Kurumsal işletim modelinin doğal ve yönetilen bir parçası haline getirir.

Böylece kurumlar, AI yatırımlarını:

  • Daha güvenli,
  • Daha şeffaf,
  • Daha ölçeklenebilir,
  • Daha uyumlu bir zeminde büyütebilir.

Önümüzdeki dönemde kurumsal dünyada fark yaratan şirketler; yalnızca AI kullanım oranı yüksek olanlar değil, aynı zamanda AI ajanlarını yöneten, ölçen ve denetleyen bir yönetişim modeli kurabilenler olacak gibi görünüyor.

Microsoft 365 E7 de tam olarak bu yeni dönemin lisans katmanı olarak sahneye çıkıyor.

  

İşe Alım Süreçlerinde Görünmeyen Tıkanma Noktaları

Üst düzey yöneticilerle çalışırken en sık duyduğumuz cümle şudur: “Bu rolü kapatmakta zorlanıyoruz.” Cevap ise genelde nettir. Çoğu zaman sorun adaydan ziyade, sürecin nasıl ilerlediğinde başlar. Bu durum yalnızca dışarıdan destek alınan işe alım danışmanlıklarının değil, firma içinde süreci yöneten İK profesyonellerinin de birebir yaşadığı bir problemdir.

Bir pozisyon açıldığında aday bulunur, görüşmeler yapılır. Ancak süreç uzadıkça aday tarafında görünmeyen bir kırılma yaşanır ve aday kaybı sessizce başlar.

Geri dönüşler net değildir, beklentiler süreç içinde değişir, karar için “bir tur daha” denir. Burada aday süreci resmen terk etmez, ama bağını koparır. İK iş ortakları ise çoğu zaman ilgili birimden net geri bildirim alamaz, kararsızlıkları tek başlarına yönetmek zorunda kalır ve adayı süreçte tutmakta zorlanır. Aday kaybı karar verilemediği anda başlamış olur.

Süreç uzadıkça problem aday tarafında aranmaktadır. Ancak deneyimimiz rollerin net belirlenmemesinden doğan önceliklerin belirsizliği, rolün sınırlarının & başarı kriterlerinin net olmaması ve görüşmeler yapıldıkça beklentilerin de değişmesinden dolayı aday kadar işe alım profesyonellerinin de zorlandıklarını göstermektedir. Net olmayan rol ise doğru adayı bile kaybettirmektedir.

Üst yönetimden sık duyduğumuz bir başka beklenti ise daha hızlı olunması yönündedir. Gördüğümüz asıl problem ise hızdan çok karar netliğidir. Görüşmeler olumlu ilerlese de alternatiflerin görülmeye devam edilmesi bitmemekte ve iç değerlendirme uzamaktadır. Aslında genellikle ilk belirlenen liste her zaman daha uygun adaylardan oluşmaktadır.  Doğan belirsizlikten dolayı aday süreçten uzaklaşırken danışmanlar ise adayı süreçte tutmakta zorlanmaktadır. Adaylar sürecin hızlı olmasını bekler ancak net ve zamanında karar daha büyük önem taşımaktadır.

 

Aday Kaybetmeden Hızlı Kapanan Süreçleri PEAKUP Recruitment Solutions Nasıl Desteklemektedir?

PEAKUP Recruitment Solutions ise iş ortaklarını doğru adaylarla ortalama 1 hafta gibi kısa bir sürede buluşturmaktadır. Bu noktadan sonra rolün kapanmasını belirleyen ana unsur, iletişimin sürekliliği ve netliğidir. Beklentileri baştan net olan, İK iş ortağı – ilgili birim – danışman arasında karşılıklı destek olan süreçlerde pozisyonların %60–70 oranında daha hızlı kapandığını gözlemlemekteyiz.

Öncelikle rolü netleştirerek projemize başlamaktayız. Rolün kapsamını, önceliklerini ve başarı kriterlerini iş ortaklarımızla karşılıklı istişare ederek belirlemekteyiz. Bunu yaparken sektör tecrübemizi ve teknik yönlendirmelerimizi detaylı şekilde sunmaktayız. Dolayısı ile süreç içindeki beklenti değişimini de minimize etmekteyiz.

Akabinde doğru değerlendirme ile yanlış eşleşmeleri elimine etmekteyiz. Bunu ise teknik ekiplerimizle birlikte yürütülen teknik mülakatlar, case study çalışmaları ve yapay zekanın verimli kullanımı ile yapmaktayız.

Olmazsa olmazımız ise sürekli ve açık iletişimdir. İlgili roller özelinde iş ortaklarımızla Microsoft Teams üzerinden hızlı iletişim kurmaktayız. Her mülakat sonrası net ve zamanında geri bildirim almaktayız ve süreci destekleyen kısa değerlendirme toplantıları yapmaktayız.

Bu yapımız sayesinde; iş ortaklarımızdaki İK profesyonelleri süreci tek başına taşımak zorunda kalmaz, karar noktaları netleşir ve aday süreçten kopmaz.

Rol aday bulunduğu için değil süreç net yönetildiği için hızlıca kapanmaktadır.

 

 

PEAKUP, Inc. Türkiye 100 Listesinde Bu Yıl da Yerini Aldı

Türkiye’nin en hızlı büyüyen şirketlerini sıralayan prestijli Inc. Türkiye Business Magazine 100 listesinde bu yıl da yer almanın gururunu yaşıyoruz.

Bu önemli başarı, PEAKUP’ın sürdürülebilir büyüme stratejisinin, teknoloji odaklı yaklaşımının ve global vizyonunun güçlü bir göstergesidir.

 

Türkiye’nin En Hızlı Büyüyen Teknoloji Şirketleri Arasında

Inc. Türkiye 100 listesi, yalnızca ciro artışını değil; ölçeklenebilir iş modellerini, inovasyon kapasitesini ve uluslararası rekabet gücünü de esas alır. PEAKUP olarak dijital dönüşüm, bulut teknolojileri, CRM çözümleri ve iş uygulamaları alanındaki uzmanlığımızla kurumların verimliliklerini artırıyor, değer zincirlerini güçlendiriyoruz.

Geliştirdiğimiz ürünler ve sunduğumuz danışmanlık hizmetleri sayesinde Avrupa, Orta Doğu ve Afrika başta olmak üzere farklı pazarlarda büyümemizi istikrarlı biçimde sürdürüyoruz.

 

Yerelden Küresele Güçlü ve Sürdürülebilir Büyüme

Inc. Türkiye 100 listesinde yeniden yer almak, PEAKUP’ın yalnızca hızlı değil; aynı zamanda sağlam temellere dayanan bir büyüme sergilediğini ortaya koyuyor.

Ar-Ge yatırımlarımız, ürün odaklı yaklaşımımız ve uzman kadromuzla; inovasyonu merkeze alan, global ölçekte rekabet eden bir teknoloji şirketi olarak büyümeye devam edeceğiz.

Bu başarı yolculuğunda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza, müşterilerimize ve iş ortaklarımıza teşekkür ederiz.

PEAKUP CEO’su Ahmet Toprakçı Start Up’a Konuştu: “Vizyon Uyumu Önceliğimiz”

PEAKUP CEO’su Ahmet Toprakçı, Start Up dergisinde yayımlanan röportajında şirketin büyüme yaklaşımına ve yatırımcı seçim kriterlerine dair önemli açıklamalarda bulundu.

Toprakçı, hızlı büyümenin tek başına bir başarı göstergesi olmadığını; asıl önemli olanın, büyümenin şirketin vizyonu ve marka değerleriyle uyumlu şekilde gerçekleşmesi olduğunu vurguladı.

 

“Yatırımcı Seçiminde En Kritik Konu Vizyon Uyumu”

Röportajda, yatırım süreçlerinde en belirleyici kriterin vizyon uyumu olduğu ifade edildi. PEAKUP’ın global ölçekte büyümeyi hedeflediğini belirten Ahmet Toprakçı, bu doğrultuda şirketin stratejik yönünü zayıflatabilecek hiçbir ortaklığa sıcak bakmadıklarını dile getirdi.

Kısa vadeli finansal kazanımların her zaman doğru iş birliği anlamına gelmediğini belirten Toprakçı, PEAKUP’ın uzun vadeli değer üretimine odaklandığını ifade etti.

 

Marka Değeri ve Stratejik Bağımsızlık Öncelikli

Ahmet Toprakçı’ya göre karar mekanizmasının temelinde üç ana unsur yer alıyor:

  • Marka kimliğinin korunması
  • Stratejik bağımsızlığın sürdürülebilmesi
  • Global büyüme hedefleriyle uyum

“Global hedeflerimizle örtüşmeyen hiçbir teklif bizim için anlamlı değil” sözleriyle şirketin duruşunu net biçimde ortaya koyan Toprakçı, PEAKUP’ın büyüme yolculuğunda seçici ve prensipli bir yaklaşım benimsediğini belirtti.

 

Güçlü Teknik Yetkinlik ve Küresel Konumlanma

Dijital dönüşüm, bulut teknolojileri ve iş uygulamaları alanında uzmanlaşan PEAKUP, kurumlara ölçeklenebilir ve sürdürülebilir teknoloji çözümleri sunuyor.

Türkiye’de ilk kez elde edilen Microsoft Frontier Partner unvanı da şirketin ileri düzey teknik kapasitesini ve global standartlardaki proje deneyimini ortaya koyuyor.

Start Up dergisinde yayımlanan bu röportaj, PEAKUP’ın yalnızca büyüyen değil; doğru stratejiyle, doğru ortaklıklarla ve net bir vizyonla büyüyen bir teknoloji şirketi olarak konumlandığını bir kez daha gösteriyor.

 

PEAKUP, Türkiye’de İlk ve Tek Microsoft Frontier Partner Oldu

Microsoft, global partner ağındaki en üst düzey yetkinlik ve etki statüsü olan Frontier Partner ünvanını aldığımızı duyurmaktan ve bu ünvana sahip ilk ve tek Microsoft Partneri olmaktan gurur duyuyoruz.

14 yılı aşkın süredir kurumların dijital dönüşüm yolculuklarına eşlik eden bir teknoloji ve çözüm ortağı olarak, Microsoft tarafından verilen Frontier Partner statüsünü alan Türkiye’deki ilk ve tek iş ortağı olarak konumlandık. Bu tanınırlık; teknoloji ve dijital dönüşüm alanında kararlılıkla sürdürdüğümüz çalışmaların, derin uzmanlığımızın ve dönüşüme liderlik eden yaklaşımımızın global ölçekte karşılık bulduğunu ortaya koyuyor.

Microsoft Frontier Partner Nedir?

Microsoft Frontier Partner programı, global partner ağı içinde yalnızca seçkin iş ortaklarına verilen en üst düzey işbirliği statüsüdür. Bu programa dahil olmak için teknik yeterlilik tek başına yeterli değildir. Frontier Partner’lar; pazarda ölçeklenebilir etki yaratan, müşterilerinin dönüşüm yolculuklarında stratejik rehberlik sunabilen ve ekosistem içinde referans noktası haline gelen organizasyonlar arasından seçilir.

Bu statüyü taşıyan iş ortakları, teknolojiyi tek başına bir araç olarak değil, iş değeri ve sürdürülebilir büyüme yaratan bir yapı taşı olarak ele alır. Microsoft’un dünya genelindeki geniş partner ağında bu tanınırlığa sahip şirket sayısı oldukça sınırlıdır.

Yaklaşımımız ve Etki Alanımız

Frontier Partner olarak tanınmamız, yıllara yayılan istikrarlı çalışmamızın ve disiplinli uzmanlık yaklaşımımızın doğal bir sonucudur. Yapay zeka, bulut bilişim ve modern iş uygulamaları alanlarında uzmanlaşmış ekiplerimizle bugüne kadar 1.000’i aşkın kuruma ve 1.000.000’dan fazla kullanıcıya uçtan uca dijital çözümler sunduk.

Türkiye’nin en büyük 500 şirketi arasında yer alan holding ve grup şirketleri dahil olmak üzere üretim, lojistik, perakende ve ilaç sektörlerinde zengin bir çözüm ve servis ağı oluşturduk. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi sertifikasına sahip bir organizasyon olarak yetkinliklerimizi yalnızca teknik mükemmeliyet üzerinden değil; ölçeklenebilirlik, benimsenebilirlik ve sürdürülebilir etki kriterleriyle ele alıyoruz.

Bu Tanınırlık Ne Anlama Geliyor?

Bu tanınırlıktan büyük bir gurur duyuyoruz. Frontier Partner statüsü, bugüne kadar ortaya koyduğumuz çalışmaların ve etki alanımızın güçlü bir göstergesi olduğu kadar, önümüzdeki dönemde üstleneceğimiz sorumlulukların da altını çiziyor. Bu konumlandırmayı sembolik bir unvan olarak değil; teknolojiye, müşterilerimize ve iş ortaklarımıza duyduğumuz uzun vadeli taahhüdün ve yüksek sorumluluk bilincimizin bir ifadesi olarak değerlendiriyoruz.

Etki alanımız yalnızca hayata geçirdiğimiz projelerle sınırlı kalmıyor. Sektörde dönüşümün yönünü belirleyen, iyi uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sağlayan ve teknoloji ekosistemi genelinde standartları yukarı taşıyan bir rol üstleniyoruz. Türkiye’de ilk ve tek Frontier Partner olarak, daha geniş bir etki alanı yaratma, dönüşüme yön verme ve ekosisteme liderlik etme sorumluluğunu taşıyoruz.

Önümüzdeki dönemde bu sorumluluğun daha da büyüdüğünün farkındayız. Yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren çözümler sunmakla yetinmeyip, geleceğin iş modellerini şekillendiren teknolojik dönüşümlerde de kararlı adımlarla yol almaya devam edeceğiz.

 

2026’da En Çok Talep Görecek IT Rolleri: Teknolojinin Yeni Yıldızları

Teknoloji dünyası son yıllarda hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Yapay zekâ, bulut, siber güvenlik, veri yönetimi ve kurumsal dijital dönüşüm; şirketlerin işe alım stratejilerini tamamen yeniden şekillendiriyor. Peki 2026’da hangi roller en çok talep görecek? Global raporlar, teknolojik eğilimler ve şirketlerin yatırım alanları bu sorunun ipuçlarını fazlasıyla veriyor. İşte 2026 yılına damga vurması beklenen IT pozisyonları:

 

1. AI Engineer / Machine Learning Engineer

Yapay zekâ artık sadece bir trend değil çoğu şirkette temel iş süreçlerine entegre edilmiş bir yapı. 2026’da en hızlı büyüyecek alanlardan biri olacak.

Öne çıkan yetkinlikler: Python, TensorFlow, PyTorch, LLM entegrasyonları, MLOps.

 

2. Data Engineer & Analytics Engineer

Veri hacmi katlanarak artıyor ve şirketler veri altyapılarını modernize ediyor. 2026’da özellikle real-time data pipelines, data governance ve cloud data warehouse (Snowflake, BigQuery, Redshift) bilgisi öne çıkacak.

 

3. Cybersecurity Specialist / Cloud Security Engineer

Siber tehditlerin çeşitlenmesiyle bilgi güvenliği artık tüm şirketlerde kırmızı alarm konusu. 2026’da en çok aranan profiller:

  • Security Analyst
  • SOC Engineer
  • Cloud Security Engineer
  • IAM Specialist

 

4. DevOps Engineer / Platform Engineer

DevOps yıllardır trend başlıklardan birisi olmaya devam ediyor. 2026’da ise Platform Engineering bu alanın evrimi olarak öne çıkacak. Konteynerleşme ve otomasyon becerileri en kritik yetenekler olacak.

Teknolojiler: Kubernetes, Docker, Terraform, ArgoCD, GitOps, AWS/Azure/GCP.

 

5. Cloud Engineer / Multi-Cloud Architect

Şirketler artık tek bir buluta bağlı kalmak istemiyor: Multi-cloud stratejileri 2026’da standart hâline geliyor. Hem AWS hem Azure hem GCP bilgisi olan uzmanlar çok güçlü bir avantaja sahip olacak.

 

2026, teknoloji alanında birçok dönüşümün hız kazanacağı bir yıl olacak. AI, cloud, güvenlik ve veri odaklı rollerin çizdiği yol; hem adaylar hem de şirketler için yeni fırsatlar yaratıyor. Bu alanlarda uzmanlaşan profesyoneller sadece bugün değil, önümüzdeki birkaç yıl boyunca iş gücü piyasasının en güçlü oyuncuları olacak.

 

 

Hiring 2030: Adaylar Şirketleri Seçiyor, Şirketler Adaylara Başvuruyor 

İşe alım dünyası hızla evriliyor. Bir zamanlar adaylar CV’leriyle şirketlerin kapısını çalardı, şimdi ise roller değişti. 2030’a giderken artık şirketler, adaylara “bizimle çalışır mısın?” diye sormaya hazırlanıyor. 

Bugünün yetenek piyasası, klasik “ilan aç – başvuru bekle – görüş – teklif ver” döngüsünü çoktan aştı. Yetenek kıtlığı, globalleşme, uzaktan çalışma kültürü ve yapay zekâ ile birlikte artık iş değil, çalışan aranıyor. Üstelik bu çalışanlar sadece maaş ya da ünvan değil; anlam, değer uyumu ve özgürlük arıyor. 

 

Değişen Dinamik: Şirketler de Kendini Tanıtmak Zorunda 

Bir aday görüşmeye geldiğinde artık sadece kendini anlatmıyor. Tam tersine, şirket de bir “aday” gibi değerlendiriliyor.Kültürünüz, liderlik tarzınız, esneklik anlayışınız, teknolojiye yaklaşımınız, hatta işe alım sürecinizin deneyimi bile artık birer seçim kriteri haline geliyor. 

İşe alım profesyonellerinin görevi de bu noktada dönüşüyor:  

Artık sadece pozisyonu dolduran değil, şirketin hikayesini anlatan, markayı doğru yeteneklerle buluşturan bir elçi olmak gerekiyor. Biz PEAKUP İşe Alım Çözümleri Ekibi olarak bunu işe alım danışmanlığı süreçlerimizde bu durumla sıkça karşılaşıyoruz. 

Bir zamanlar adaylara şirketin rolünü anlatmak yeterliyken, bugün adaylar “ekibin kültürü nasıl?”, “uzaktan çalışma imkânı ne kadar esnek?”, “şirket gelişimime nasıl katkı sağlar?” gibi soruların yanıtlarını merak ediyor. Yani artık her görüşme bir karşılıklı seçim süreci. Adayın beklentisini anlamadan, sadece “uygun profili” bulmaya çalışmak günümüzde hiçbir işe yaramıyor. 

 

2030’a Doğru: Aday Merkezli Ekosistem 

2030’da işe alım süreçleri büyük olasılıkla tamamen kişiselleştirilmiş, veri destekli ve insan odaklı olacak. AI, uygun adayları saniyeler içinde bulabilecek; ancak onları kazanmak için insan dokunuşu hâlâ belirleyici olmaya devam edecek. 

PEAKUP İşe Alım Çözümleri Ekibi olarak işe alım danışmanlığında gözlemlediğimiz en güçlü örneklerden biri, teknik olarak “mükemmel aday” olmayan ama kültürel olarak ekiple müthiş uyum yakalayacağını hissettiğimiz kişilerin, işe girdikten sonra nasıl fark yarattıklarını gözlemlemek oldu. Yapay zekâ o uyumu ölçemiyor ama biz hissedebiliyoruz. İşte bu yüzden, geleceğin işe alım süreçlerine teknoloji hız katacak ama ilişkiyi kuran yine insan olacak. 

Bir şirketin “neden”i, “nasıl çalıştığı” ve “çalışanlarına ne kattığı” artık maaş teklifinden çok daha fazla önem kazanacak. Çünkü 2030’un çalışanı bir pozisyon aramayacak, kendini gerçekleştirebileceği bir topluluk arayacak. 

 

Geleceğin İşe Alımı, İlişki Yönetimidir 

İşe alımın geleceği, bir yarış değil, bir uyum süreci olacak. Adayın beklentisiyle şirketin kültürü buluştuğunda işe alım değil, uzun vadeli bir ortaklık başlıyor. 

PEAKUP İşe Alım Çözümleri Ekibi olarak yıllar içerisinde şunu çok net gözlemleme fırsatı edindik : Bir adayı doğru şirkete yerleştirmek sadece süreci tamamlamak değil, bir kariyer hikayesinin başlangıcına katkı sağlamak. Ve o hikayenin uzun soluklu olması için artık tek kriter “doğru CV” değil, doğru bağ kurabilmek. 

2030’a giderken asıl soru şu: Siz hâlâ aday mı arıyorsunuz, yoksa doğru insanın sizi seçtiği bir senaryoya hazır mısınız? 

 

Yıl Sonuna Doğru İşe Alım Süreçlerinin Verimli Yönetimi 

Yılın son çeyreğine girildiğinde, birçok şirket için işe alım süreçleri farklı bir dinamizm kazanır. Hem yılı kapatma hedefleri hem de yeni yılın iş gücü planlamaları, işe alım takvimini yoğunlaştırabilir. Bu dönemi verimli yönetebilmek, sadece mevcut ihtiyaçları karşılamak açısından değil, aynı zamanda bir sonraki yıla sağlam bir başlangıç yapmak için de kritik önem taşır. 

PEAKUP İşe Alım Çözümleri Ekibi olarak yılın bu döneminde dikkat ettiğimiz bazı temel noktaları paylaşmak istiyoruz. 

 

1. Hedefleri Gözden Geçirmek ve Önceliklendirmek 

Yılın ilk çeyreğinde belirlenen işe alım hedefleri, zaman içinde çeşitli nedenlerle değişmiş olabilir. Bu nedenle son çeyrekte, kalan açık pozisyonlar ve planlanan işe alımlar tekrar değerlendirilmelidir. 

  • Hangi roller kritik öneme sahip? 
  • Hangileri yeni yıla ertelenebilir? 
  • Mevcut kaynaklar ve zaman ile neler gerçekçi şekilde tamamlanabilir? 

Bu sorulara net cevaplar vermek, kaynakların verimli kullanılmasını ve doğru pozisyonlara odaklanılmasını sağlar. 

  

2. Mülakat Süreçlerini Etkin Şekilde Planlamak 

Kasım ve Aralık ayları, hem adaylar hem de şirket içindeki ilgili kişiler için yoğun geçer. Bu nedenle mülakat süreçlerinin mümkün olduğunca hızlı ve planlı yürütülmesi önemlidir. 

  • Takvim çakışmalarını en aza indirmek, 
  • Süreçte yer alan herkesin sorumluluklarını önceden netleştirmek, 
  • Adaylara geri dönüş sürelerini kısaltmak 

gibi adımlar, yıl sonu döneminde aday memnuniyetini artırırken zaman yönetimine de katkı sağlar. 

  

3. Hiring Manager İletişimini Güçlendirmek 

Yıl sonu döneminde iş yükü artan yöneticilerin işe alım süreçlerine aktif katılımını sağlamak zor olabilir. Bu nedenle hiring manager’larla olan iletişimi daha sistematik hale getirmek faydalıdır. 

  • Beklentilerin yeniden üzerinden geçilmesi, 
  • Süreçlerin mümkün olduğunca önceden planlanması, 
  • Rol tanımlarının ve önceliklerin netleştirilmesi 

süreçlerin sağlıklı ilerlemesini kolaylaştırır. 

  

4. Aday Motivasyonlarını Doğru Değerlendirmek 

Yıl sonu, aday davranışlarında da değişikliklerin gözlemlendiği bir dönemdir. Bazı adaylar yeni yıla yeni bir işte başlamak isterken bazıları mevcut iş yerindeki prim, terfi veya yıllık izin hakları nedeniyle karar süreçlerini erteleyebilir. 

Bu nedenle adaylarla daha açık iletişim kurmak, sürecin hangi aşamasında olduklarını doğru değerlendirmek ve buna göre hareket etmek, zaman ve kaynak kaybını önler. 

  

5. Onboarding Süreçlerini Önceden Planlamak 

Yıl sonu işe alımlarında onboarding planlaması ayrı bir önem taşır. Ocak ayında yeni başlayan çalışanlar için planlanan oryantasyon süreçlerinin önceden hazırlanmış olması adaptasyon sürecini kolaylaştırır. 

  • İlk hafta programı, 
  • İlgili ekip ve kişilerle tanışma planı, 
  • Hedef belirleme görüşmeleri 

gibi adımlar, yılın ilk döneminde yaşanabilecek aksaklıkları önceden minimize eder. 

  

6. Yeni Yıl Planlamasına Zemin Hazırlamak 

Yıl kapanışına yaklaşırken işe alım süreçleri sadece mevcut dönemi değil, bir sonraki yılı da doğrudan etkiler. Bu nedenle yıl sonu işe alım operasyonları, aynı zamanda gelecek dönem için hazırlık sürecinin bir parçasıdır. 

  • 2026 için öngörülen organizasyon yapısı, 
  • Bütçe ve kadro planlaması, 
  • Yeni yetkinlik ve rol ihtiyaçları 

gibi başlıklar doğrultusunda hareket etmek, yeni yılın daha stratejik bir şekilde başlamasına olanak tanır. 

Yılın son döneminde işe alım süreçlerini etkin bir şekilde yönetmek, kısa vadeli ihtiyaçları karşılamanın ötesinde, şirketin orta ve uzun vadeli hedeflerine katkı sunar. Planlı, öncelikli ve aday odaklı bir yaklaşım, hem işveren markası hem de iç verimlilik açısından fark yaratır. 

Bu dönemde doğru partnerler ile çalışmak işe alım süreçlerinizi daha verimli ilerletmenize yardımcı olur. PEAKUP İşe Alım Çözümleri Ekibi ile tanışmak, yılın son dönemini verimli bir şekilde kapatmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz. 

EA Hacim İndirimleri Kalkıyor: Microsoft Lisanslama Stratejisinde Yeni Dönem

1 Kasım 2025 itibarıyla Microsoft, Enterprise Agreement (EA) lisanslama modelinde önemli bir değişikliğe gidiyor. Bu değişiklikle birlikte, Online Services (Microsoft 365, Dynamics 365, Azure, Windows 365 vb.) için geçerli olan otomatik hacim indirim seviyeleri (Level B–D) kaldırılıyor. Artık tüm ticari müşteriler, tek fiyat seviyesi olan Level A üzerinden lisanslanacak — yani “tam liste fiyatı” geçerli olacak.

Bu güncelleme, Microsoft lisanslama dünyasında son yılların en büyük ticari değişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Peki bu ne anlama geliyor? Kurumlar nasıl etkilenecek ve bu durumun stratejik bir avantaja dönüştürülmesi mümkün mü?

EA Hacim İndirimleri Neden Kaldırıldı?

Microsoft, uzun yıllardır kullandığı “hacim bazlı indirim” (volume discount) sisteminden “değer bazlı model”e (value-based model) geçiş yapıyor. Bu adım, Microsoft’un bulut öncelikli (cloud-first) stratejisini güçlendirmeyi ve ticari lisanslama süreçlerini sadeleştirmeyi amaçlıyor.

Özetle: Artık “kaç kullanıcıya sahipsiniz” değil, “ne kadar değer üretiyorsunuz ve bulutu nasıl kullanıyorsunuz” önemli hale geliyor.

Bu, Microsoft’un hem iş ortakları hem de kurumlar için daha dinamik ve ölçeklenebilir bir model sunmak istediğini gösteriyor.

Ne Değişiyor?

1. Tüm kurumlar artık Level A fiyatına geçiyor

Önceden:

  • 250–2.399 kullanıcı: Level A
  • 2.400–5.999 kullanıcı: Level B
  • 6.000–14.999 kullanıcı: Level C
  • 15.000+ kullanıcı: Level D

Artık:

Tüm ticari müşteriler Level A fiyatı (liste fiyat) üzerinden ücretlendirilecek. Bu da %6 ila %12 arasında maliyet artışı anlamına geliyor.

2. Sadece Online Services etkileniyor

Bu değişiklik bulut tabanlı hizmetleri kapsıyor:

  • Microsoft 365
  • Dynamics 365
  • Azure
  • Windows 365
  • Power Platform

On-premise ürünlerde (Windows Server, SQL Server gibi) mevcut indirim yapısı şimdilik değişmiyor.

3. Eğitim ve kamu müşterileri hariç tutuluyor

Microsoft, bu güncellemenin yalnızca ticari EA anlaşmalarını kapsadığını açıkladı. Dolayısıyla kamu ve eğitim kurumları için EA şartları aynı şekilde devam edecek.

Peki Kurumlar Ne Yapmalı?

1. EA Sözleşmenizi Gözden Geçirin

EA anlaşmanızın bitiş tarihini, fiyat seviyenizi ve Online Services kapsamınızı kontrol edin. 1 Kasım sonrası eklenecek her yeni hizmet, Level A fiyatıyla lisanslanacak.

2. Maliyet Artışını Modelleyin

Level B veya C’den A’ya geçiş genellikle %6–12 fiyat farkı yaratır. Bu farkın yıllık toplam maliyetinizi nasıl etkilediğini analiz edin. Yaşanabilecek maliyet değişikliklerini öngörmek ve doğru lisans konfigürasyonları için uzman ekibimiz her adımda destek sağlamak için burada.

3. Lisans Optimizasyonu Yapın

  • Kullanılmayan veya inaktif kullanıcıları temizleyin
  • İnaktif lisanslarda plan değişikliği yapın
  • Power Platform ve Azure kaynaklarınızı dengeleyin
  • Lisans yaygınlaştırmaları ve inaktif özelliklerin etkinleştirilmesi için bize ulaşın.

4. CSP Modelini Değerlendirin

Microsoft’un yeni fiyatlandırma yapısı, CSP (Cloud Solution Provider) modelini öne çıkarıyor. CSP modeli, artık sadece alternatif değil, birçok kurum için tercih edilen lisanslama stratejisi haline geldi.

CSP Modeli: Esnekliğin ve Kontrolün Yeni Adı

Özellik EA Modeli CSP Modeli
Sözleşme Süresi 3 yıl sabit 1 ay / 1 yıl / 3 yıl esnek
Ödeme Yapısı Yıllık veya ön ödemeli Aylık, yıllık, pay-as-you-go
Esneklik Kullanıcı sabit Kullanıcı ekleme/çıkarma kolay
Fiyatlandırma Hacim bazlı Kullanım bazlı
Yönetim Microsoft doğrudan Yetkili partner aracılığıyla
Destek Microsoft Partner destekli, lokal çözüm odaklı

EA mı CSP mi? Karar Verirken Dikkate Alınacak Noktalar

EA yenileme tarihine yakınsanız, erken geçiş fırsatlarını değerlendirin. Microsoft’un Yeni Ticaret Deneyimi (New Commerce Experience) kapsamında CSP’ye geçiş, hem operasyonel esneklik hem de maliyet kontrolü sağlar.

CSP modeli ile lisanslamalarınızda PEAKUP olarak uzman ekibimiz ile lisans optimizasyonu ve proaktif lisans yönetimi hizmetini sizlere sunmaktan memnuniyet duyuyoruz.

PEAKUP’tan Perspektif: Bu Bir Zorunluluk Değil, Stratejik Fırsat

Microsoft’un EA fiyatlandırma modelindeki bu değişim, birçok kurum için ilk bakışta maliyet artışı gibi görünse de, doğru yaklaşımla stratejik bir dönüşüm fırsatı olabilir.

PEAKUP olarak biz bu dönemi: “Bulut yatırımlarını optimize etme, lisanslama süreçlerini sadeleştirme ve daha akıllı karar mekanizmaları kurma dönemi” olarak görüyoruz.

Kurumsal müşterilerimize:

  • Mevcut EA anlaşmalarının analizini
  • CSP geçiş planlarını
  • Lisans optimizasyonu ve yönetişim rehberliğini

sağlayarak, bu değişimi avantaja dönüştürmelerine yardımcı oluyoruz.

Sonuç: EA Dönemi Kapanırken, Esnekliğin Anahtarı CSP’de

EA modelindeki hacim indirimlerinin kaldırılması, Microsoft’un ticari stratejisinde “volume to value” dönüşümünün somut bir adımı. Artık bulutta başarı, kullanımın büyüklüğüyle değil, stratejik yönetim kabiliyetiyle ölçülüyor.

Şimdi doğru soruyu sorma zamanı: “Hâlâ EA yenilemesini mi planlıyoruz, yoksa geleceğe hazır bir CSP modeline mi geçiyoruz?”

PEAKUP olarak kurumların bu değişim sürecini bir risk olarak değil, stratejik bir avantaj olarak değerlendirmeleri için yanlarındayız. Daha fazla bilgi veya EA’dan CSP’ye geçiş analizi için bizimle iletişime geçin.

×