Teknik Olarak Çok İyi. Ama İçimize Sinmiyor: IT İşe Alımında Sessiz Kırmızı Bayraklar
IT işe alımında bazen her şey kâğıt üzerinde doğru görünür. CV güçlüdür, teknik beceriler beklentiyi karşılar, hatta yapılan değerlendirmelerden de fena sonuçlar çıkmaz. Yine de sürecin bir yerinde durup şu cümle kurulur: “Teknik olarak iyi ama…”
İşte o “ama” kısmı, çoğu zaman teknikten çok işe uygunluk ile ilgilidir.
Bu yazıda, bir IT işe alımcı olarak sahada sıkça karşılaştığımız fakat genellikle açıkça dile getirilmeyen bazı kırmızı bayraklardan bahsetmek istiyorum. Bunlar adayın kötü olduğu anlamına gelmez, yalnızca doğru rol, doğru ekip ya da doğru zaman olmadığını işaret edebilir.
Teknik olarak güçlü görünen bazı adaylarda ilk fark edilen noktalardan biri, yaptıkları işlere dair sahiplenme eksikliğidir. Projeler anlatılır, teknolojiler sıralanır ancak “Bu işte senin katkın neydi?” sorusu geldiğinde cevaplar bulanıklaşır. Sürekli “biz yaptık” anlatımı, bireysel sorumluluk alanlarının netleşmemesi ya da karar süreçlerine dair örnek verilememesi, adayın gerçek rolü konusunda soru işareti yaratır. Ekip çalışması elbette değerlidir ancak bireysel katkıyı net bir şekilde ifade edebilmek de en az onun kadar önemlidir.
Bir diğer önemli sinyal, adayın bilmediği bir konuyla karşılaştığında verdiği tepkidir. Bilmemek başlı başına bir problem değildir; aksine çoğu teknik rolde kaçınılmazdır. Ancak bazı adaylar, bilmedikleri bir soruda savunmaya geçer, konuyu küçümser ya da gereksiz bulduğunu ima eder. Bu refleks, öğrenmeye açıklık ve geri bildirim alma konusunda soru işareti doğurur. Oysa iş hayatında en çok aranan yetkinliklerden biri, eksik olunan noktaları fark edip üzerine gidebilmektir.
İletişim tarafı ise çoğu zaman teknik kadar belirleyici olur. Teknik olarak güçlü adayların bir kısmı, düşünce yapısını karşı tarafa aktarmakta zorlanır. Soruyu tam anlamadan cevaplamak, konudan konuya atlamak ya da teknik detayı sadeleştirememek; ekip içi iletişimde zorlanılabileceğinin sinyalini verir. Özellikle farklı disiplinlerle birlikte çalışılması gereken rollerde bu durum, uzun vadede ciddi bir risk olarak değerlendirilir.
Sıklıkla karşılaşılan bir başka kırmızı bayrak ise geçmiş deneyimlerin sürekli dış faktörlere bağlanmasıdır. Elbette her şirkette zorluklar, yanlış kararlar ya da uyumsuzluklar yaşanabilir. Ancak tüm sorunların eski ekip, yönetici ya da sistemler üzerinden anlatılması ve adayın kendi payını hiç sorgulamaması, benzer problemlerin yeni rolde de yaşanabileceği endişesini doğurur. İşe alımda önemli olan, yaşananlardan ne öğrenildiğidir.
Teknik yeterliliğin yanında merak duygusu da dikkatle gözlemlenir. Yeni araçlara, farklı yaklaşımlara ya da değişen teknolojilere karşı ilgisiz görünen, yalnızca verilen işi yapıp ötesini sorgulamayan adaylar, özellikle hızlı değişen IT dünyasında riskli olarak değerlendirilir. Çünkü bugün kullanılan teknolojiler kadar, yarın öğrenilecek olanlar da işin bir parçasıdır.
Bazen ise en küçük detaylar bile sürecin seyrini etkiler. CV’de yazan bir bilginin mülakatta tutarsız anlatılması, daha önce bahsedilen bir detayın hatırlanmaması ya da adayın kendi geliştirdiği bir çözümü açıklamakta zorlanması, genel tabloya eklenen küçük ama önemli sinyallerdir. Tek başına eleme sebebi olmasalar da, bu detaylar zamanla birikerek kararları etkiler.
Sonuç olarak, bu kırmızı bayraklar bir adayın yetersiz olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman mesele, teknik yetkinlikten çok uyum, iletişim ve yaklaşım ile ilgilidir. IT işe alımında hedefimiz “en iyi CV”yi değil, doğru ekip için doğru adayı bulmaktır.
Bazen “olmadı” dediğimiz adaylar aslında gayet iyidir; yalnızca o rol için doğru eşleşme değildir. Ve bu ayrımı yapmak, işe alım sürecinin en sessiz ama en kritik kısmıdır.


